Okudukça Merak Ediyorsunuz
Bir Çay İçiminde Türkmenistan, Türkiye’den gidip de bir Türkistan şehrinde belirli süre bulunan aydınlarımızdan okuduğum önemli kitaplardan biri.
Bir Çay İçiminde Türkmenistan, Türkiye’den gidip de bir Türkistan şehrinde belirli süre bulunan aydınlarımızdan okuduğum önemli kitaplardan biri.
Yazar, şair, çevirmen Mukay Elebayev, 1906’de Issık-Göl bölgesindeki Çon-Taş köyünde dünyaya gelmiştir. Çon-Taş Cengiz Aytmatov'un da doğduğu yerdir.
Büyük şairimiz Nedim’in şu soylu övünmesi hepimizin kulağına altın küpe olmalı: “Ma’lumdur benim sühanım mahlas istemez.”
Genç yaşında, Aras çayında, çözülemeyen şüpheli bir ölümle aramızdan ayrılan Behrengi, kısacık ömrüne pek çok yapıt sığdıran, Tebrizli bir aydın.
Birinci Dünya Savaşında Rusya için savaşan kuzey Türk’ü bir subayın, Demir Ali’nin izleğinde, Türk yurtlarının ve Türklerin içinde bulundukları durum anlatılıyor.
Anlaşılıyor ki, ya kitabın yazıldığı yıllarda Türkçeyle kavga henüz başlamamış, ya da yazar bu kavgaya itibar etmeden bildiği, duyduğu, konuştuğu Türkçeyi tercih etmiş.
Büyüklere olduğu kadar küçük okuyuculara yönelik yapıtları olan Davut Gaffarzadegan, İran'ın Türk kenti Erdebil doğumlu.
6 Ekim 1948 gecesi, saatlerin tam biri on iki geçerken durmasına yol açan ve merkezi bu günkü Aşkabat’ın 25 km güney doğusu olan deprem, 130.000 nüfuslu şehirde, sadece 20.000 kişiyi sağ bırakır.
Ruslar, Göktepe kalesinde patlamadan sağ kurtulanları da kılıçtan geçirerek katliamı tamamlar.
Çünkü müze tarih demek. Çünkü müze kültür demek. Bunları bilmeyen bir nesil bu ülkeye ne gerek?
Bu harf farklılıklarıyla, konuşmada sağlanan ayrılık, yazı diliyle de pekiştirildi.
İkinci Dünya Savaşı, Alman-Sovyet cephesinde, Türk’ün Türk’e kırdırıldığı hileli bir savaştı. Sözde, Almanlarla Ruslar savaşıyordu ama cepheye sürülenler Türklerdi.
Geçen yüzyılı, her boya özel Kiril alfabesiyle geçiren Türkler, bu kez de her boya özel Latin alfabeleriyle yakınlaşma umutlarını bir başka bahara bıraktı.
Lale İslam’ın remzi olmuşsa yani, Türkler de İslam’ı temsil eden bir kimliğe bürünmüştür. Türk denince İslâm, İslâm denince Türk’ün akla gelmesi işte bundandır.
“Ben ayrılık şarkısının şiirini eşim için yazmıştım. Bu şarkı ilk defa Ali Selimi’nin eşi Fateme Kanadi tarafından söylendi ancak hiç bir zaman yayımlanmadı. Daha sonra Reşid Behbudov İran’a geldiğinde biz şarklyı ona verdik”.