Soğuk Üzerine Çeşitlemeler
O gün de her zaman ki gibi şıktı, beyaz gömleği, siyah frağı üzerindeydi. Üzerinde olan birde güneşin yakıcı ışıklarıydı, kafasını kaldırıp güneşe baktı, gülümsedi, öleceğini düşündü.
O gün de her zaman ki gibi şıktı, beyaz gömleği, siyah frağı üzerindeydi. Üzerinde olan birde güneşin yakıcı ışıklarıydı, kafasını kaldırıp güneşe baktı, gülümsedi, öleceğini düşündü.
Tanrının gökte de olduğuna inananlardandı. Evin tavanını hiçe sayarak yukarıya baktı. Önce göğü hayal etti sonra da göğün sahibini. Ona şöyle yalvardı: “Al benden tüm varımı yoğumu, hatta beni bile al!
Bugün karşı apartmanı yıktılar. Kocaman iş makineleri tonlarca ağırlıktaki beton yığınlarını iki saat içerisinde toplayıp gittiler. Balkonda öylece oturup yaptıkları işi seyrettim.
Onlar sele kaptırdıkları evlerinin akıbetini, artık gülünç bir olay diye sıkça anlatırlar, kendi çocuklarına; çocukluk günlerinde geçen ve neşeyle hatırlanan anılar gibi. Ta ki Rus ordusu, 1979 yılında, Afganistan'ı işgal edinceye kadar.
Cezveden fincana dökülürken yaydığı iç açıcı kokusuyla ve yanında lokumla ikram edilen Türk Kahvesini yudumlarken, insan nasıl bir başka millet için kötü düşünebilir ve hâlâ sanal ön yargıların esiri olabilir ki?
Kemal Abinin ev sahipliğinde üç beş arkadaşla yaptığımız o iftar hayatımın en güzel iftarı, yediğimiz o bir tas çorba, hayatımda içtiğim en güzel çorba oldu.
Ne kadar mutluyduk azla yetinirken ya da belki çocuktuk, karabiber serpiştirilmiş sıcak pilavın yıllar sonra bizi alıp, çocukluğumuza götüreceğini bilmeden… Siz de bugün ya da yarın davet edin birilerini sıcak pilav yemeğe. İnanın çok büyük etki bırakıyor bir çocuğun hayallerinde…
Ben çoktandır şöyle ince belli, ortasında ve ağzında kırmızı bir kuşak olan çay bardağı arıyorum, çocukluğumda ve yeni yetmeliğimde höpürdete höpürdete tavşan kanı mis gibi çaylar içtiğim o bardağı.
Annette’nin yanı başında, içimden dua ederken ellini tuttum. Aslı, bir pamuk parçasını suya ıslatıp Annette’nin dudaklarını sildi. Hırıltıya dönüşmüştü soluğu. Derin bir nefes aldı, göğsü kalktı ve bıraktı nefesini, göğsü indi geri. Elimi iyice sıktı ve tam o anda odanın penceresi ansızın açıldı.
Arada gözlerimi açıyor, tencerede kızgın yağda pembeleşen soğanlara daldırıyordum kaşığımı bir iki çeviriyor, hoop bir yarım dönüşle buzdolabının kapağını açıyorum, kıvrak hareketle elimi uzatıyorum. Davetime hayır diyemiyor ancak yüzü kızarıyor tabii salçanın…
Sayıları fazla olmasa da bir mahalle onların adıyla anılıyordu Maraş'ta. Nereden geldiniz diye soranlara; “Maraşın him taşını biz diktik” derdi Abdal Halil Ağa.
Sonsuz hayal çemberinin girdabına kapılmış insanların oluşturduğu bir ülkede, iki kişi, ansızın düşerek kendilerini bilmedikleri bir yerde buldular.