Halk Hikayeleri: Dilek Çınarı
Dilek Çınarı, Şevket Bulut’un dokuz öykü betiğinin üçüncüsü. İlk baskısı 1975 yılında Türk Edebiyatı yayınlarından çıkan yapıtta, on dört ayrı öykü yer alıyor.
Dilek Çınarı, Şevket Bulut’un dokuz öykü betiğinin üçüncüsü. İlk baskısı 1975 yılında Türk Edebiyatı yayınlarından çıkan yapıtta, on dört ayrı öykü yer alıyor.
Altaylardan gelerek burayı yurt edinen soydaşlarından yüz yıllar sonra İsveç’i yeniden yurt edinirler. İsveç’in Karlshamn, Karlskrona, Örebro, Askersund kentlerinde yaşayan insanların bir bölümü, hala Türk geleneklerine benzer bir yaşam sürdürüyorlar.
Kırgız Türklerinin Komuz diye adlandırdığı, geleneksi Türk sazıyla toplumcul yaklaşımlı yapıtlar ortaya koyan ozan Togtogul Satılganov
Son dönem Türk yazarlarından Dursun Kuveloğlu, yakın geçmiş içerikli romanlarıyla okuyucuyla buluşuyor. Taşıdığı kimlikle, bulunduğu yerin derin ve sağlam uygarlık temellerini, yapıtlarına, bir kilit taşı göreviyle yerleştiriyor. Yaşamı değerli kılan törenin izleri ve insan olmanın gerektirdiği Türkçe davranış yapıları, Kuveloğlu'nun romanlarında öne çıkıyor ve neredeyse ana
Daha ne maniler ne türküler söylenirdi. Her işin, her başın türküsü ayrıydı. Bu yurt görenekli gadındır, gözel nakışlar işler. İşte böyle evladım, bizim zamanımızda gönül işleri böyle başlar, mezara gadar gideridi.
Ortaya çıkan tabloda içler acısı bir durum vardı. Toplamda bir tabanca beş de av tüfeği bulunuyordu köyde. Bu silahlar ile köyü savunulamazdı. Köylüye silah gerekti.
Bir spatula daldırabilsem içime, köşeleri iyice sıyırarak içten dışa karıştırsam şöyle bir güzelce, yanmamak için çeviriversem usul usul, belki durulur içimdeki fırtına.
Yanında donakalmış bir insanın gözlerine doğru elini uzattı ve salladı, hareket yoktu. Bir adım ileriye gitti, kimse fark etmedi. Sağa gitti, sola gitti, biraz koştu biraz yürüdü, kimse bir şey söylemedi.
O gün de her zaman ki gibi şıktı, beyaz gömleği, siyah frağı üzerindeydi. Üzerinde olan birde güneşin yakıcı ışıklarıydı, kafasını kaldırıp güneşe baktı, gülümsedi, öleceğini düşündü.
Tanrının gökte de olduğuna inananlardandı. Evin tavanını hiçe sayarak yukarıya baktı. Önce göğü hayal etti sonra da göğün sahibini. Ona şöyle yalvardı: “Al benden tüm varımı yoğumu, hatta beni bile al!
Bugün karşı apartmanı yıktılar. Kocaman iş makineleri tonlarca ağırlıktaki beton yığınlarını iki saat içerisinde toplayıp gittiler. Balkonda öylece oturup yaptıkları işi seyrettim.
Onlar sele kaptırdıkları evlerinin akıbetini, artık gülünç bir olay diye sıkça anlatırlar, kendi çocuklarına; çocukluk günlerinde geçen ve neşeyle hatırlanan anılar gibi. Ta ki Rus ordusu, 1979 yılında, Afganistan'ı işgal edinceye kadar.