“İyi Yürekli, Kuzu Gibi Bir Adamcağız”
Tembel, işten kaçan ve işsizlikte mutluluğu bulan adamdır. Oblomov’sa hiçbir zaman işe giremeyen, işsizlikten de zevk alamayan bir adamdır.
Tembel, işten kaçan ve işsizlikte mutluluğu bulan adamdır. Oblomov’sa hiçbir zaman işe giremeyen, işsizlikten de zevk alamayan bir adamdır.
Diyar-ı Dede Korkut romanında, dünün varsıl Türkçesinin unutulan, unutulmaya yüz tutan zengin hazinesi ışıl ışıl parlatılarak okurla buluşturulmuş.
Değişmez olan bir gerçek var: Hiç kimse önceden kaderini, başına gelecekleri bilemez; sadece hayat bunu gösterir. Kader, başka türlü nasıl olurdu ki?
Her ayrıntının uzun uzun anlatıldığı romanda, Türkiye’de karşılığı yokmuş gibi ya yabancı sözcüklerle yeri doldurulan ya da kasıtlı olarak yerine kısırlaştırıcı küresel sözlerin sokuşturulduğu pek çok özgün söz varlığı okura anımsatılıyor. Roman, yalnızca bu söz baylığı için bile mutlaka okunmayı gerektiriyor. Yazım yanlışlıkları, kural dışılıkları ve
Şuşa Dağlarını Duman Bürüdü, Azerbaycan Türk yazınının Elçin adıyla bilinen yazarı Elçin Efendiyev’in, on üç öykü içeren betiğidir.
Ekber, Timurun yedinci ve Türk diliye yazarak bırakmış olduğu eşsiz eserlerle adını edebiyat âleminde de yaşatmağa muvaffak olan Babur’ün birinci torunudur.
Bereketli yıllarda varlığa seviniyor, Allahın verdiğini şükrediyor, kıtlık olursa dayanıyor, aza kanat etmeyen çoğu bulamaz deyip ayaklarını yorganlarına göre uzatarak yaşıyorlardı.
Sonra kocaman ellerini üzerime doğru uzattı ‘Seni de satacağım! Gel buraya!’ diye üzerime yürüdü. Ayağımla tekmeyi bir koydum, anında yere yığıldı.
Açtı kitabın kapağını, ‘’şanslı okuyucuma benden bir armağan’’ yazıyordu adının altında. ‘’Şans!’’ dedi ve diğerini aldı eline. ‘’benden şanslı okuyucuma bir armağan’’ yazıyordu bunda da. Bu kitabı da yerine koyup arkalardan bir kitap aldı. ‘’benden bir armağan’’ yazıyordu bunda da.
Kuşları boğdular, çimenleri söktüler, yollar çamur içinde kaldı. Dünya değişiyor dostlarım. Günün birinde gökyüzünde, güz mevsiminde artık esmer lekeler göremeyeceksiniz. Günün birinde yol kenarlarında, toprak anamızın koyu yeşil saçlarını da göremeyeceksiniz. Bizim için degil ama, çocuklar, sizin için kötü olacak. Biz kuşları ve yeşillikleri çok gördük.
Bir yandan kendimle konuşuyorken, diğer yandan da balkona birikmiş karları süpürdüğümün fakında değildim, bir silah sesiyle irkilene kadar. Dallara tünemiş kuşlar birden korkuyla havalandılar. Bir kadın çığlığı karıştı silah sesine. Siyah saçları geceye atılan kement gibi savruldu kadının önce, sonra düştü bembeyaz karların üstüne. Bir şeyler
Koca Hikmet arkalarında yorgun argın, ayaklarını sürükleyerek yürüyor, Ana ise en arkalarında soğuktan titreyen cılız çocuğa bakıp kendine soruyordu: ‘’Allah Allah! Bu gerçekten benim oğlum mu?’’